Ana Sayfa

EKONOMİ

Seyahat ve Yaşam

Sanat-Kültür-Tarih

SPOR

İşletmede Verimlilik

İşletmelerde İSG

TEKNİK BİLGİ ve ÇÖZÜMLER

Haberler & Duyurular

BLOG

Resim ve Karikatürler

Kayıt

İletişim
Hoşgeldiniz!
GÜNLÜK YAŞAM
KUANTUM FİZİĞİ
BİLGİSAYAR&PROGRAM
KLASİK BİLİM
AYDINLATMA&IŞIK
CEP TELEFONLARI
Mayıs, 2014
Temmuz, 2014
Ocak, 2015
Şubat, 2015
Haziran, 2015
Temmuz, 2015
Şubat, 2017
Güneş ve D Vitamini oluşumu
 


Güneşten gelen UV-B radyasyonu olmadan vücudumuzda D Vitamini oluşması mümkün değil. Peki bu vitamin nasıl oluşuyor ve ne kadar güneşlenmek kâfi geliyor?






 
Almanya Federal Çevre, Doğa Koruma, Yapı ve Radyasyon Güvenliği Bakanlığı (BMUB)’na bağlı bağımsız resmi Bilim-Teknik Üst Kurumu BfS'nin sitesi başta olmak üzere konuyla ilgili diğer ciddi kurumlarda yer alan bilgileri aşağıda sizlerle paylaşıyorum;

Güneşten gelen UV-B radyasyonunun biyolojik bakımdan bilinen tek pozitif yanı vücudumuzda, aslında bir hormon türü olduğu da iddia edilen D vitaminin oluşumuna katkı sağlamasıdır.

D Vitamininin ise vücudumuzda birçok konuda önemli işlevleri vardır. Her şeyden önce özellikle kansere karşı bağışıklık sistemini çok ciddi şekilde güçlendirir. Alzheimer, Osteoporoz, tansiyon, kalp hastalıkları ve diyabetin önemli destek tedavi unsurudur.

D Vitamininin, depresyonu dindiren ve ruh halinin iyileştiren etkisinin yanında, hafızayı güçlendirme, sorunlara çözüm bulmada mental güç kazandırma tesiri vardır.

Kışın insanlarda oluşan kasvet hissi ve zihinsel tembellikle kendini ortaya koyan Kış Hüznü yani “Winterblues” ruh halinin sorumlusu D Vitamini eksikliğidir.

D Vitamini özellikle Kalsiyum ve Fosfor minerallerinin iskelet yapısındaki kullanımını düzenleyerek kemiklerin ve dişlerin güçlenmesini sağlar. Büyüme çağındaki çocuklarda kemik ve diş gelişiminde çok önemli rol oynar ve Raşitizm hastalığını önler. Troid fonksiyonları ve kan pıhtılaşması için gereklidir.

İlgili bilimsel uzman kuruluşların verdiği bilgilere göre kemik yapımızın sağlıklı olabilmesi için vitamin D seviyesinin kanımızın her mililitresinde 20 nanogram (litrede 50 nanomol) ve daha üstü olmalıdır. Aynı uzman kurumlara göre kan serumumuzdaki D vitamini seviyesi mililitrede 12 nanogramın (litrede 30 mol)’un altına düşerse Vitamin D eksikliği oluşur.

İşte bu kritik vitaminin oluşma sürecinde güneşin UV-B ışınları vardır. Deri hücrelerimizde hazır bulunan Provitamin D3, güneşten tenimize ulaşan UV-B ışığı vasıtasıyla Previtamin D3’e dönüştürülür. Ancak bu sayede karaciğerimiz bu vitamini karışık kimyasal işlemler sonucunda vücudumuzun istifade edebileceği D vitaminine çevirebilir. Yani UV-B ışığının etkisi olmadan vücudumuzun D vitamini üretebilme şansı yoktur.

Cildimizde Provitamin-D3’den Previtamin-D3’e dönüşüm için belli yoğunlukta UV-B ışığı gerekir. Örneğin kışın çoğunlukla bu işlem için güneşten gelen yeterince UV-B ışın yoğunluğu olmazken, ilkbahar, yaz ve sonbaharda kısa sürede yeter miktarda D vitamini oluşturabilecek kadar UV-B radyasyonu mevcuttur.

Her beslenme unsuru ve vitaminlerde olduğu gibi D Vitamini için güneşlenme süresi de dengeli oranda olmalıdır. Az güneşlenmek, kanımızdaki D Vitamini oranını yeterince yükseltemezken, fazlası ise bu kez cilt kanseri ve katarkt riskleriyle karşı karşıya bırakır.
Yani kansere karşı vücudumuzun bağışıklık sistemini D vitaminiyle güçlendirmek amacıyla
 güneşlenirken fazla alınan UV-B ışınlarının cilt hücrelerinin yapısını bozan tesiri kanser unsuru haline dönüşebilecektir.

Peki ne kadar süreyle ve nasıl bir güneşlenme vücudumuza yetecek miktarda D vitamini oluşumunu sağlar?

Güneş kremi kullanmadan ve bir şeyle kapatmadan yalnızca yüzümüz, ellerimiz ve kollarımızın haftada iki-üç kez aldığı 0,5MED değerinde (yani algılanabilir asgari seviyede cilt kızarıklığı başlangıç değerini oluşturacak ışınımın yarısı kadar) UV-B dozu bunun için yeterlidir. Başka bir deyişle cilt yanığı oluşmadan güneş kremi sürmeksizin güneşlenebileceğimiz sürenin yarısı kadar zaman el, yüz ve kollarımızın güneşe maruz kalması kâfidir. 1 MED Nedir? görmek için tıklayınız...
Rakamsal bir örnek vermek gerekirse güneş indeks değerinin 7 olduğu bir gün cilt-II tipine sahip kişilerin (1MED=240J/m2 o halde 0,5MED=120 J/m2) haftada iki-üç defa 12 dakika süreyle el, kol ve yüzlerinin güneşe maruz kalması gerekir.

120 J/m2 / (7 x 0,025W x 60s) = 11,43      yani yaklaşık 12 dakika

Koyu tenli insanların daha uzun süreye ihtiyacı vardır ve yine bu hesaplamayla görülebilir. Cilt tipi IV (1MED=480J/m2 o halde 0,5MED=240 J/m2) olan kişiler 23 dakika güneşte kalmalıdırlar.

240 J/m2 / (7 x 0,025W x 60s) = 22,86      yani yaklaşık 23 dakika

Burada bir konuya dikkat edilmelidir; O da kişilerin belirli bir UV indeksine sahip güneş altında cilt hassasiyetlerine göre, güneş kremi sürmeden kalabilecekleri süreden daha uzun süre yüzü ve elleri de güneşe maruz bırakılamaz. O halde yeterli D Vitamini oluşmasında sürenin kısaltılması için kolların ve bacakların bir kısmının da güneşlenmesi sağlanarak süre kısaltılmalıdır!

Kaldı ki ellerin sıklıkla yıkanıyor olması D Vitamini oluşumuna etkisini yok etmektedir.

Daha fazla güneşlenirsek ne olur? Daha fazla mı D vitamini oluşur? Hayır, oluşmaz!


Kanımızdaki vitamin D değeri yukarıda verilen maksimum değerlere ulaşınca karaciğerimiz daha fazla vitamin D üretmez. Cildimiz kızardığı ve yıprandığıyla kalır.


Yazın kan serumundaki en yüksek seviyesine ulaşan vitamin D, kışın minimum değerine düşene kadar vücudumuz tarafından kullanılır. Tabii bu dönemde kanımızda eksilen D Vitamini stoğunun doğru beslenme yoluyla tamamlanmasına dikkat edilmelidir.
Dışarıdan takviye olarak alınacak D vitamini hapları sayesinde de gereken değerler korunabilir ancak bunun eksikliğinin kararı ile yaş ve cinsiyet grubumuza göre olması gereken dozajı uzman bir doktor tarafından belirlenmelidir. (Dozaj konusunda sınır olmadığı şeklinde farklı bir takım görüşler de vardır. Ancak bu alan bir uzmanlık konusu olduğundan vitamin de olsa herhangi bir ilacın kontrolsüz şekilde alınmasının asla doğru olmadığını belirtmek gerekir).


D Vitamini eksikliğine güneşlenme azlığının sebep olduğu gibi kronik karaciğer, böbrek, mide-bağırsak sorunları olanlarda da görülür. Çölyak, Crohne ve kistik fibrozis hastalıkları bunlara örnek verilebilir.
Güneşlenme eksikliğinden kaynaklanan D Vitamini azlığına, dışarı çıkamayan yaşlılarda ve dini vecibeler gereği dışarıda yüzleri dâhil bütünüyle kapanan insanlarda da rastlanabilir. Ayrıca yaşlıların hem bağırsak emilimlerindeki düşüş hem de ciltlerinde D Vitamini oluşumu ve depolanmasının azalması tabloyu daha da kötüleştirir.


Bir diğer rizikolu grup bebeklerdir. Çok hassas cilt yapıları gereği direkt güneş ışınlarına maruz bırakılmamaları gerekir. Güneş kremleri konusunda da dikkatli olunmalıdır. Sonbaharda doğmuş bebekler kışın hiç güneş göremeyebilirler. Bu nedenlerle bebeklerin D Vitamini seviyeleri raşitizm hastalığına karşı uzman doktor tarafından kontrol altında tutulmalıdır.
 

Bu arada cam arkasından D Vitamini üretimini sağlayacak UV-B ışını almanın çok mümkün olmadığı hususunda görüşler var. Sonuçta UV-B ışınları  belli bir oranda camdan geçebilirken UV-A ışınları çok daha büyük oranda geçebiliyorlar ve böylelikle doğal UV-A ve UV-B oranı bozulmuş oluyor. Çift camlı pencerelerde bu daha da kötüleşiyor. Bu nedenle pencere arkasında güneşten istifade edilmesi pek anlamlı gözükmüyor. Örneğin seralarda Sodakalsik katkılı normal konut camları yerine daha az katkılı olan Silis camları kullanılmaktadır. Ancak yine de cam arkasında uzun süre direkt güneş ışığına maruz kalınmasının cilt kızarıklığı oluşturabilmesi mümkündür.

 
D vitamini eksikliği kışın solaryumda giderilmeye çalışılmasıysa yanlıştır. Çünkü solaryumdaki ışık kaynaklarından yayılan UV-B ışınımı Akdeniz’de sıcak bir yaz günü öyle saatlerindekine denk veya biraz azdır ama UV-A ışınımı ise 6 kat daha fazla ve hatta yüze uygulananı 10 kata kadar daha güçlüdür. Bilimsel araştırmalar UV-A değerinin UV-B ışınıma göre bu denli yüksek olmasının UV-B tarafından oluşturulan Previtamin D3’ün UV-A tarafından tekrar bozulduğunu göstermektedir. Üstelik bu denli dengesiz UV radyasyonunun 35 yaşın altındaki insanlarda ciddi kanserojen tesirinin olduğu (yaklaşık güneşlenmenin iki katı) bilimsel verilerle doğrulanmıştır.

Güneşlenmeden hemen sonra banyo yapılması ya da duş alınması güneşten elde edilmiş D Vitaminini yok ediyor.

Cildin üst deri tabakasında UV-B ışınlarıyla oluşmuş olan Previtamin D3’ün tam anlamıyla absorbe edilip damarlara iletilmesi için 48 saate kadar zaman gerekebilmektedir. Bu yüzden güneş banyosundan sonraki ilk dört ila altı saat duş alınmamalıdır, en azından sabunla. Aksi halde ciltte yeni oluşmuş Previtamin D3’ün tenden akıp gitmesi söz konusudur.

Bu bilgiye Hawai’li sörfçülerin haftada yaklaşık 30 saat güneşte zaman geçirmelerine rağmen kan değerlerindeki D Vitamini seviyelerinin düşük olma nedenlerinin araştırılmasıyla ulaşılmış ve 2007 yılında Journal of Clinical Endocrinology and Metabolism dergisinin Haziran sayısında sonuçları yayınlanmış.


Bunun sebebinin yüksek koruma faktörlü güneş kremleri kullanımı olabileceği düşünülmüş ama araştırmaya konu sörfçülerin %40’ının ya hiç ya da çok seyrek güneş kremi kullandıkları anlaşılmış.

Aynı sahilde Cankurtaran görevi yapan ve gün içinde çok az suyla teması olan kişilerde güneş kremi kullanmalarına rağmen anlamlı miktarda yüksek D Vitamini seviyeleri görülmüş.

Daha da ilginci aslında yıllar önce Helmer ve Jansen tarafından 1937 yılında yayınlanan bir araştırmada hala geçerli olan bu sonuca ulaşılmıştı. Bu araştırma gösteriyordu ki, D Vitaminin ön kademesi cilt sebumunda (yağ bezlerinin oluşturduğu salgılarda) oluşuyordu ve bu nedenle de duşta kolayca yıkanabiliyordu.


D Vitamini kandaki seviyesinin optimize olabilmesi için aslında iki gün boyunca sabunla yıkanmamanın en doğru yol olduğu sonucuna varılmış. O halde orta çozüm sabunun veya duş jellerinin terleyen bölgelerde kullanımıyla sınırlanması olmalıdır.

D Vitamininin diğer kaynaklardan temini ve günlük doz; D Vitamini hem bitkisel hem de hayvansal ürünlerden alınabilir. Bitkisel ürünlerde Vitamin D2 (Ergokalsiferol), hayvansal ürünlarda ise Vitamin D3 (Kolekalsiferol) formundadır. Ancak her ikisi de vücutta yukarıdaki akış diyagramında gösterildiği şekilde karaciğer ve böbrekler vasıtasıyla D Vitaminine dönüşürler. Böylelikle vejeteryanlar için D Vitaminini doğal yoldan alma bakımından sorun oluşmaz.

En iyi bilinen D Vitamini kaynakları, Somon, uskumru başta olmak üzere yağ oranı yüksek soğuk deniz balıkları, 
sardunya, balık yağı, tam yağlı süt ve yoğurt, organik yumurta (özellikle sarısı), doğal ortamda yetişmiş (güneş görmüş olan) mantarlar, avakado ve tahıllardır. Karaciğer ve et te D vitamini içerseler de listenin sonlarında yer alırlar. Dikkat edilirse doğal ve yağlı besinler daha çok D Vitamini içerirler, çünkü canlılar D Vitaminini güneşten elde ederler ve D Vitamini yağda çözünen ve depolanan bir vitamin türüdür.

Günlük D Vitamini ihtiyacı 50 yaşına kadar günde yaklaşık 5 mikrogram(
µg) yani 200IU, 50-70 yaş grubu için 10µg yani 400IU, 70 yaş üstünde 15µg (600IU) civarındadır.


 




                                                                                           

Cilt Tipleri ve Hassasiyetleri için Tıklayın...            Güneş Koruma Faktörü Nedir?         UV-İndeks Nedir sayfası için Tıklayın...











 

 

<< Geri Dön Yeni Yorum Ekle
0 Adet
Yeni Yorum Ekle
İsim*
Konu*
Yorum*
Lütfen resim üzerinde gördüğünüz onay kodunu giriniz.*
Resmi Yenile


 
Ana SayfaEKONOMİSeyahat ve YaşamSanat-Kültür-TarihSPORİşletmede Verimlilikİşletmelerde İSGTEKNİK BİLGİ ve ÇÖZÜMLERHaberler & DuyurularBLOGResim ve KarikatürlerKayıtİletişim