Ana Sayfa

EKONOMİ

Seyahat ve Yaşam

Sanat-Kültür-Tarih

SPOR

İşletmede Verimlilik

İşletmelerde İSG

TEKNİK BİLGİ ve ÇÖZÜMLER

Haberler & Duyurular

BLOG

Resim ve Karikatürler

Kayıt

İletişim
Hoşgeldiniz!
Vize istemeyen ülkeler
İllerin Telefon Kodları
Ülkelerin Telefon Kodları
Almanya Seyahatleri
İsviçre Syahati
Fransa Seyahati
Kahire Seyahati
İsrail Seyahati
Uzak Doğu
Amerika (Chicago)
Fast Food Usulü Patates Kızartması
Çek Cum. Seyahati
İspanya Seyahati
BALIKLARIMIZ
Herşey Mevsiminde
Neden Siyah Çay İçiyoruz
Neden Hindistan Cevizi Tüketiriz
Balığa Limon Sıkmak
Himalaya Tuzunun Faydaları?
Hangi Tuzu Kullanmalı ?
Tuz Çeşitleri Hakkında
Hastane Bölümleri ve Anlamları
Himalaya Tuzunun Faydaları?

 Himalaya Tuzu Yaralı mıdır?


(Himalaya tuzuyla ilgili internet sitelerinden birinde bulunan tanıtım fotoğrafı ve yazısından bir örnek)





Himalaya tuzunun ülkemizde var olan tuzlardan daha yararlı olduğunu birçok sitede ve TV kanalında görmüş izlemiş, reklamlarına rastlamış ya da eşten dosttan duymuşsunuzdur. Himalaya tuzu için anlatılan övgü dolu bu tanımlamalar hakikaten doğru mudur?

(Bu yazıda amaç kesin bir yargı oluşturmaktan çok bilgi paylaşımı ile bu konuda okuyucunun kendi kararını oluşturmasına yardımcı olmaktır)
.

Yabancı kaynaklar ve özellikle tuzu üreten ve pazarlayan uluslararası firmalar tarafından Himalaya tuzunun içerisinde 84 adet elementin varlığından ve basınç altında 220 milyon yıl önce oluştuğundan bahsediliyor. (İbiza Tuzu ve deniz tuzları için de üreticileri veya satıcıları da benzeri iddialarda bulunuluyorlar. Ancak burada yalnız Himalaya tuzu konu edilecektir).

Ülkemizdeki kaynaklarda 84 adet element yerine 84 adet mineral, 200 milyon öncesinde oluşması yerine “200 milyon yılda oluştuğu” şeklinde yanlış ve yanıltıcı bilgilere daha çok rastlanıyor.

Bu yanlış ifadeleri bir tarafa bırakıp bu tuzun belirtilen içeriğinin doğruluğu, doğru ise faydası ile basınç altında oluşmasının önemli olup olmadığını, yerli-yabancı, resmi-yarı resmi bilimsel kuruluşların incelemelerinden yola çıkarak irdelemeye çalışalım;


Himalaya tuzunda bulunduğu iddia edilen 84 elementin Türkçe listesini bu sayfada görebilirsiniz.


1.  
Öncelikle Himalaya tuzunda iddia edilen 84 adet elementin eksiksiz sayı ve miktarda varlığını kabul edelim;


Konuyu anlatabilmek için zorunlu olarak “mineral” ve “element” kavramı hakkında kısa bir bilgi vermenin doğru olduğunu düşünüyorum;

Mineral kelimesi gıda ve kimya jargonlarında farklı anlamlara geliyor. Kimya’da “mineral”in ne anlama geldiğini ve “element” kavramıyla farkını kısaca belirtelim;

Element, yalnız başına saf tek bir maddedir. Tek bir atom sayısına düşene kadar her parçası aynı özelliği gösterir.

Mineraller ise Elementlerin kimyasal bileşikleridir ve organik olmayan kristalleşmiş katı maddelerdir.

Yani Mineraller Elementlerden oluşur ama oluşan Mineraller kendisini oluşturan Elementlerin özelliklerinden farklı kimyasal ve fiziksel özellikler gösterirler.

Örneğin, Tuz bir Mineraldir ve Sodyum ile Klor Elementlerinin kimyasal bileşiminden oluşmuştur. Sodyum metal, klor bir gaz türüdür.

Günlük hayatta element kelimesinin anlamı kimyadaki anlamıyla aynıdır ancak "mineral" deyince günlük konuşmada ve gıda jargonunda insan bedeninin ihtiyaç duyduğu 15 adet (eser miktardakilerle maks. 28) civarındaki element akla gelir.

Örneğin Kalsiyum Minerali, Demir Minerali, Potasyum Minerali gibi. Ancak Kimya açısından Kalsiyum, Demir ve Potasyum birer elementtirler. Yine birer element olan Hidrojen, Alüminyum, Kurşun ya da Kalay için gıda jargonunda mineral ifadesi kullanılmaz. Kurşun Minerali, Hidrojen Minerali veya Kalay Minerali vs. gibi.

Anlaşılıyor ki gıda jargonunda canlı vücudunda faydalı olan “elementlere” mineral deniyor.
Osmanlıca'da da mineralin maden anlamında kullanıldığını da belirtelim.


 A.) Sağlıklı olabilmek için vücudumuzun minerallere yani kimyasal anlamda elementlere ihtiyacı vardır. Ancak, 
bir elementin bizim vücudumuzda değerlendirilebilmesi için uygun bir kimyasal bileşik halinde olmalı ve suda kolayca çözünmelidir.

Himalaya tuzunun içerisinde bulunan elementlerin yalnız başına “sayılarının fazlalığı” tam bir şey ifade etmeyecektir. İçinde bulunduğu kimyasal yapının da önemi büyüktür.

Demir buna örnek verilebilir; kanımızda hücrelere oksijen taşıyan demiri mineralini en basit anlatımla direkt demir tozu vs. yutarak temin edemeyiz ve zaten demir tabiatta ve tabii ki tuzun içinde saf olarak yalnız başına bulunmaz, mutlaka bileşik halindedir.

Vücudumuz demiri, demir bileşikleri olan minerallerden, bileşiklerden veya kompleks kimyasal organiklerden alır.


 B.)  Himalaya tuzunun da ihtiva ettiği elementlerin ve oranlarının “Spektrum Analiz Cihazları” vasıtasıyla tespit edilmiş olduğu görülüyor.

Bir kimyasal bileşiğin ve karışımın hangi elementlerden yani atomlardan ne oranlarda oluştuğu en doğru ve kesin şekilde “Spektrum Analiz Cihazları” vasıtasıyla tespit edilir. Ancak bu cihazlar elementlerin oluşturduğu kimyasal bileşikler hakkında bir bilgi vermezler.

Tuzun ihtiva ettiği 84 element listesinde hidrojen ve oksijen de var. 0,3gr!! Hidrojen ve 1,2 gr!! Oksijen ayrı ayrı mineral olarak belirtilmişler.

Normalde gaz halinde bulunan bu elementlerin ne tuzun terkibinde gaz halinde durması mümkündür ne de Hidrojen veya Oksijen gazının tek başına insan sindirim sistemiyle gerçekleşen bir işlevi vardır.

Listede belirtilen miktarlarda hidrojen ve oksijen, büyük oranda tuzun içerdiği su (nem) olmalıdır ve bir kısmı da oluşturdukları diğer bileşikler.

Yani bileşikleri oluşturan her elementin “tuzun besleyici zenginliğini arttıran” bir unsur gibi verilmesi doğru değildir!


 C.)  Ayrıca, listedeki bazı elementlerin vücudumuzun ihtiyacı olmadığı hatta sağlığımıza zararlı olabileceği görüşündeyim.

Bunlardan miktar olarak çok olanları öncelikle belirtirsek;

-          Alüminyum (0,66mg/kg)

-          Kurşun (0,10ppm)

-          Cıva (0,03ppm)

-          Arsenik (0,02ppm)

-          Platin (0,47ppm)

-          Fransiyum (1,0ppm)

-          Erbiyum (3,0ppm)

-          Disprosyum (4,0ppm)

-          Tantalyum (1,1ppm)

-          Renyum (2,5ppm)

-          İridyum (2,0ppm)

Miktarları az olan ama vücutta birikebilecek, insan vücuduyla hiçbir alakası olmayan diğer elementler vs. ise;

-          Radyum (0,001ppm)

-          Aktinyum (0,001ppm)

-          Toryum (0,001ppm)

-          Protaktinyum (0,001ppm)

-          Uranyum (0,001ppm)

-          Neptünyum (0,001ppm)

-          Plütonyum (0,001ppm)

(ppm : milyonda bir anlamına gelir.    1ppm = 1kg'da 1miligram
                                                 0,001ppm = 1kg'da 1mikrogram  anlamındadır.)



Yukarıda belirttiğim elementlerin vücuda yararından bahsetmeyi bırakın, kurşun, cıva, arsenik, alüminyum gibi herkesin tanıdığı bu elementlerin oldukça zararlı ve zehirli elementler olduğundan sanırım kimsenin şüphesi yoktur.

Listede iki de “kararsız yapay izotoplara” sahip radyoaktif elementler Teknetyum ve Prometyum bulunuyorlar. Bu konuda fazla açıklama olmadığından ben de fazla yorum yapamıyorum. Ancak nükleer radyoaktif malzemelerin yenmesinin doğru olmadığı kanaatindeyim.

Bu oranlarda ve miktarlardaki elementlerin insana zarar vermeyecek kadar az olduğu düşünülürse, aksi de doğrudur. Yani bu kadar az miktarların vücuda bir yararı olmayacağı söylenebilir. O zaman bu tuza normal tuzun 10 katına yakın daha fazla para ödenmesi çok mantıklı olmayacaktır.


2.   Yüksek basınç altında oluşmuş olması;

Yüksek basınç altında aynı elementlerin farklı yapıda kimyasal bileşikler ya da kristal yapılar oluşturdukları doğrudur.

Ancak bunun bizim bünyemiz için doğru bir bileşik yapısının olup olmadığı ayrı bir konudur. Burada özel olarak belirli bir kimyasal yapı belirtilmediği için, ki olsa belirtilirdi sanırım, net bir yorum yapmak zor. (Bazı ilgili sitelerde Himalaya tuzuna rengini verdiği de düşünülen Polyhalite mineralinin varlığından söz ediliyor. Ancak bu mineralin oluşması için yüksek basınca gerek olmuyor. Avrupadaki birçok tuz havzasında olduğu gibi Türkiye'deki Tuz gölünden çıkarılan ham tuzlarda da bulunuyor ancak rafine işlemi sırasında arındırılıyor. Sanırım Himalaya tuzunu özel yapan bu mineral değildir).

Örneğin, Karbon hayatın temelini oluşturan elementtir ve canlılar karbon bileşiklerinden oluşmuştur denilebilir.

Karbon normalde yumuşak bir malzemedir. Karşımıza birkaç milyon kimyasal bileşiğin içinde çıkar. Ama en kıymetli karbon “Elmas”tır. Çok yüksek basınç ve sıcaklık altında oluşur. Üstelik karbonun en saf halidir ve mineraller gibi kristal yapıdadır. Dünyadaki en sert maddedir. Ancak suda erimez, yenemez, sindirilemez, dolayısıyla canlıların vücudunda kullanılamaz ve vücudumuz için hiçbir anlamı yoktur.

Eğer bu tuzun içerisinde "yüksek basınçla oluşmuş" insan sağlığına gerçekten faydalı bir mineral türü varsa bunun açıkça belirtilmesinin 84 tane elementin sayılması kadar ve hatta daha önemli olacağı kanaatindeyim.



3.   220 milyon yıl önce oluşmuş olması

225 milyon yıl evvel Permian Döneminde dünyadaki bütün kıtalar bir arada Pangea’yı oluşturuyorlardı. 200 milyon yıl önce ise diğer tüm kıtaların Avrasya kıtasından ayrılmaya başladığı Triassic Dönemi başlangıcıydı. Yani yeryüzünün şekillenme sürecinin yaşandığı ve denizlerin kuruduğu ya da yeni denizlerin oluşma evrelerinin başlangıç zamanları.

Almanya Claus­thal-Zeller­feld Tek­nik Üniversitesi’nden Mineraloji-Jeokimya-Tuz Yatakları Uzmanı (Fachgebiet Mineralogie-Geochemie-Salzlagerstätten) Profesör Dr. Kurt Mengel, yalnız Himalaya civarlarındaki tuz yataklarının değil Avrupa’da bugün bulunan birçok tuz havzasının da aynı dönemlerde oluştuğunu söylüyor.

Ama diyelim ki Himalaya tuzunun oluştuğu zamanın eskiliği bahis konusudur, 280 milyon yıl önce oluştuğu iddia edilen Kalahari tuzunu da bir kenara bırakırsak, bu kez oluşumu daha eski olması bakımından kuvvetli ve oldukça ekonomik bir rakip tuzla kıyaslanması gerekir. Bu deniz tuzudur. Bırakın 220 milyon yılı, dünyanın oluşumundan bu yana yeryüzündeki her maddeden bir kısım element ve mineral denizlere taşınmıştır.

İnsan sağlığı için kötü olan ağır elementler ve özellikle de radyoaktif elementler denizlerde dibe çöker ve suda erimezler. Böylelikle bu zararlı maddelerin deniz tuzunun içine karışması zorlaşır. Hâlbuki Himalaya tuzunda böyle bir çökme işlemi mümkün olmadığı için bu tip ağır elementleri ve radyoaktif maddeleri de içerisinde bulundurması mümkündür ve zaten element listesinde de mevcut görünüyorlar.

Üreticileri tarafından “Denizler hayat için gerekli bütün minerallerin mükemmel bir karışımını içerir ve bu mineralleri kanımıza benzer oranlarda ihtiva eder” denilmektedir.

Denizden elde edilen tuzlar bu bakımdan Himalaya tuzuyla kıyaslanabilir fakat deniz kirliliği rekabetin en kırılgan noktasıdır. Bu kirlilik mikrop, bakteri vs. kirliliği değil, kimyasal kirliliktir. Denizlere karışan endüstriyel, kimyasal, farmakolojik atıkların deniz suyundan elde edilen tuzlara da karşıması çok kuvvetle muhtemeldir ve ne yazık ki bu kirlilik hepimizin de bildiği gibi oldukça büyük orandadır.

Himalaya tuzlarının çıkarılmasında kullanılan dinamitle kırma metodu da Himalaya tuzlarının temizliği açısından zayıf noktadır.

4.   Alman Tüketici Vakfı “Stiftung Warentest”e göre Himalaya Tuzu

Almanya’da 2010 yılında açılan bir dava sonucunda Himalaya tuzunun Himalaya’dan 200 km uzaklıktaki Pakistan tuz üretim havzasından çıkarıldığı ispatlanarak Almanya’da “Himalaya tuzu” adıyla tuz satılması yasaklanmış.

Alman bilimsel kurumlarının dışarıdan gelen bu tip “-mucize-” ürünlere karşı nispeten önyargılı baktıklarını düşünülebiliriz.

Bir de Almanları bu testleri uygularlarken bizden daha farklı bir bakış açısıyla konuyu irdelediklerini ve buna göre derecelendirdikleri anlaşılıyor. Almanlar ilgili ürünün kendi normlarına uygunluğunu daha önde tutuyorlar. Yani onlara göre “tuz” NaCl yani Sodyum klorürüdür ve belirli kabul edilebilir oranlarda birkaç farklı mineral ve yapay olarak ilave edilen iyot ve bazı benzeri katkıları içerebilir.

Bu tarz doğudan gelen egzotik ürünlere bizim gibi batıda da sokaktaki insanlar ilgi gösteriyorlar ve bir tuzda 84 değil 104 “mineralden” bahsedilmesi, hatta içinde aydan gelme mineraller var falan denilmesi çok cazip görünürken Alman bilimsel kurumları açısından bu durum normlardan sapma, belirsizlik ve kirlilik olarak algılanıyor gibi.

1964 yılından beri faaliyette bulunan ve bugüne dek 100.000 civarında ürünün testlerini gerçekleştirmiş bir nev’i tüketici bilgilendirme kurumu olan Alman “Stiftung Warentest” Vakfı talepler üzerine 2013 yılının Ağustos ayında;


-    11’i iyot ve floritle,

-    3’ü yalnız iyotla,

-    1’i iyot içerikli yosunla zenginleştirilmiş tuzlarla,

-    8’i kaya tuzu,

-    7’si Fleur de Sel türünde 21 katkısız tipte toplam 36 değişik tuza bilimsel testler uygulamış.

Bu test sonuçlarının ayrıntılarına 1 Euro’yu ödenerek ulaşılabiliyor. Vakfın gelir elde etme yollarından birisi bu olsa gerek.

Testlerin yapıldığı tuzların son kullanma tarihlerinin geçmemiş olmasına özen gösterilmiş. Şimdi tuzun son kullanma tarihi olur mu diyebilirsiniz. İhtiva ettiği katkılar ve zamanla ambalajların nem alması nedeniyle bu belirtilmiş olabilir. Örneğin iyot uçucu bir maddedir ve oranı zamanla azalabilir.

Stiftung Warentest Vakfı kendisi kimyasal testler yapmayıp, 1953’den beri faaliyette olan diğer köklü Alman Kuruluşu Alman Beslenme Cemiyeti Birliğinin ( Deutsche Gesellschaft für Ernährung e.V. DGE) Himalaya tuzuna yaptığı kimyasal analizlere dayanarak konu hakkında yorum yapmış.

DGE Kimyasal testleri DIN-, ISO ve ASU Metotları (ICP-MS) doğrultusunda gerçekleştirmiş. Bu testlerde Sodyum, Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum, Karbonat/Hidrojenkarbonat, Sülfat, İyot, Florid, Kurşun, Bakır ve çözünmeyen artıklar aranmış. Codex standartlarına göre tuz miktarı (Sodyum Klorür) hesaplanmış. Bunlar Röntgen Difraktometre kullanılarak gerçekleştirilmiş.
Ve yine DIN-, ISO Metotlarına uygun olarak tuzlardaki; Fosfat, Brom, Arsenik, Gümüş, Silisyum, diğer sayısız elementler ve Uranyum ICP-MS (ASU Metodu) ile ve Hegzasiyanoferrat ise (SLMB)’ye göre araştırılmış.


Buna göre Himalaya tuzu iddia edilen 84 elementi laboratuvarda kanıtlayamadığını ve var olduğu iddia edilen yardımcı besleyici element miktarlarının sağlık açısından faydalanılabilecek değerlerin çok altında olduğu belirtiliyor. Hatta ilgili tuzun içinde Kalsiyum, Magnezyum ve Potasyumun da iddia edilen miktarlardan daha az oranlarda bulunduğunu bildiriyor. Testlerin kirlilik yaratan elementlerin göz ardı edilerek yapıldığından bahsediliyorTuza pembe rengi içinde bulunan bir demir hidroksit mineral türünün vermiş olabileceği belirtiliyor ama net bileşik adı verilmemiş. Ancak Himalaya tuzunun içerdiği element listesine bakılırsa demir miktarı 1kg.'da yalnız 39mg olduğuna göre bu pek doğru olmayabilir. Bu bakımdan Bavyera Tüketici Bilgilendirme Kurumunun yorumu daha doğru gibi görünüyor.


5.   Bavyera Tüketiciyi ve Çevreyi Koruma Bakanlığı’na bağlı Kullanıcı Bilgilendirme Sistemi’ne göre Himalaya tuzu;

Almanya’nın önemli resmi Tüketici Koruma platformlarından birisi olan bu kurumun (Bayerisches Staatsministerium für Umwelt und Verbraucherschutz Verbraucher Information System) bilgilendirme sayfalarında Himalaya tuzunun somon rengi görünümüne içerdiği mikroskobik Alg kalıntılarının sebep olduğu belirtiliyor. Ülkemizdeki eskiden buz mavisi rengiyle anılan Tuz Gölünün güneybatı kıyılarının dunaliella salina adı verilen bir Alg türü tarafından zaman zaman kızıl renge boyandığı hatırlanırsa bunun pek yanlış olmadığı düşünülebilir.

Bahsi geçen yani ihtiva ettiği iddia edilen 84 elementin birçoğunun beslenme fizyolojisiyle alakasız elementler olduğu ve miktarlarının bugünkü en ileri teknolojilerle dahi tespit edilebilecek oranların çok altında değerlerde bildirildiğinin yani ispatının bile yapılmasının güç olduğu tespitinde bulunuluyor.

220 milyon yıl önce başlayan Almanya’daki tuz havzalarının oluşma  koşullarının Himalaya tuzunun oluştuğu şartlarla benzer olduğu ifade ediliyor.

Himalaya tuzlarının reklamlarında iddia edilen eklemlerdeki birikintileri çözer, kan basıncınızı düzenler, biyoenerjinizi arttırır gibi ifadelerinse kabul edilemez ve bilimsel ispatları olmayan iddialar olduğu söyleniyor.

Yazıda Himalaya tuzlarının Pakistan’da salamura havuzlarında yıkanıp kurutulup öyle gönderildiği ve Avrupa’da da tekrar yıkanarak paketlendiğinden bahsediliyor.

Avrupa’da piyasaya sürülen Himalaya tuzlarının bir kez daha yıkanarak kurutulup paketlenmeleri belki kimyasal kirliliği azaltıyor olabilir ve zaten insan sağlığına zararlı ürünlerin Avrupa’da raflara çıkması pek mümkün değil. Bundan dolayı yazı, bu tuzlara gereksiz yere çok büyük bir fark ödenmesinin doğru olmadığı sonucuyla bitiriliyor.



Hangi Tuzu Kullanmalı? 
SONUÇ Yazısı için tıklayınız...


 



 


 



 
Ana SayfaEKONOMİSeyahat ve YaşamSanat-Kültür-TarihSPORİşletmede Verimlilikİşletmelerde İSGTEKNİK BİLGİ ve ÇÖZÜMLERHaberler & DuyurularBLOGResim ve KarikatürlerKayıtİletişim