Ana Sayfa

EKONOMİ

Seyahat ve Yaşam

Sanat-Kültür-Tarih

SPOR

İşletmede Verimlilik

İşletmelerde İSG

TEKNİK BİLGİ ve ÇÖZÜMLER

Haberler & Duyurular

BLOG

Resim ve Karikatürler

Kayıt

İletişim
Hoşgeldiniz!
Vize istemeyen ülkeler
İllerin Telefon Kodları
Ülkelerin Telefon Kodları
Almanya Seyahatleri
İsviçre Syahati
Fransa Seyahati
Kahire Seyahati
İsrail Seyahati
Uzak Doğu
Amerika (Chicago)
Fast Food Usulü Patates Kızartması
Çek Cum. Seyahati
İspanya Seyahati
BALIKLARIMIZ
Herşey Mevsiminde
Neden Siyah Çay İçiyoruz
Neden Hindistan Cevizi Tüketiriz
Balığa Limon Sıkmak
Himalaya Tuzunun Faydaları?
Hangi Tuzu Kullanmalı ?
Tuz Çeşitleri Hakkında
Hastane Bölümleri ve Anlamları
Hangi Tuzu Kullanmalı ?

 


 Himalaya Tuzu Sonuç Yazısı;  "Hangi Tuzu Kullanmalı"



Yalnız Himalaya tuzunu değil, tuz çıkaran, üreten ve pazarlayan diğer firmalar da kendi tuzlarının diğerinden daha eski dönmelere ait olduğu iddiasındalar. Örneğin Güney Afrika Kalahari tuzu 280 milyon yıldan daha eski sloganıyla pazarlanmakatadır.

Dünyadaki mevcut tuz kaynaklarının temelinde, kıtaların yükselerek oluşmaları sürecindeki ortalama 250 milyon yıl evvel kurumaya başlayan antik denizler olduğu anlaşılıyor. Örneğin Kuzey Avrupa’da neredeyse Sahra çölü kadar büyük bir alanda kaya tuzu havzalarının olduğu biliniyor. Burası yine Avrupa kıtasından önce orada var olan iki Karadeniz büyüklüğünde Zechstein antik denizinin kuruması sonucunda oluşmuş tuz yataklarıdır. Pakistan’daki, İran’daki kaya tuzu yatakları ve Türkiye’deki tuz gölü dahi sonuçta bu tarz oluşumların eserleridir. Esasen, deniz ve kaya tuzları ile bizim Tuz Gölümüzden elde edilen tuzların hemen hepsinde benzeri tür ve sayıda elementlerin olması da bundandır.

Günümüz her tür deniz tuzlarının 80 çeşit element içerdiği bütün üretici ve satıcı firmaların sitelerinde yer almaktadır. Her ne kadar 65 milyon yıldan daha eski olmamasına rağmen ülkemizdeki Tuz gölü ile Çorum, Çankırı ve Erzincan Kemah kaya tuzlarında bulunan element sayıları için de benzeri tezler savunulmaktadır ve hepsi bir açıdan doğrudur. 
Yani temelde tüm tuzların kaynağı kadim denizlerdir.

O halde dünyanın her yerinde çıkarılan tuzların içeriğinde o kıtanın ve bölgenin oluşum zamanındaki şartlarına göre farklı;

-          Element ve mineraller,

-          Mikroskobik alg, yosun vs. kalıntıları,

-          Kristal yapı şekli ve dolayısıyla değişik tat ve aromalar oluşmuştur.


Günümüzde tuzlar dört kaynaktan temin edilir; Denizlerden, tuz göllerinden, yeraltındaki kaya tuzu yataklarından ve çok seyrek de olsa yeraltından gelen tuzlu kaynak sularından ki bu da bir çeşit kaya tuzudur denebilir. (Çorum ve Erzincan Kemah'ta yeraltından çıkan tuzlu kaynak suyunun buharlaştırılmasıyla elde edilen kaya tuzuna yeri gelmişken bu noktada dikkat çekmek isterim. Ünlü Peru İnka pembe tuzu da aynı tarzda elde edilmektedir).

O halde tuzları çok genel olarak 3 sınıfa ayırabiliriz;

-          Rafine edilmiş, akıcı, ince taneli, göl, deniz veya kaya tuzu

-          Rafine edilmemiş, yıkanmış, iri taneli deniz tuzu

-          Rafine edilmemiş, yıkanıp öğütülmüş, iri taneli kaya tuzu


Aslında yeraltında kalmış ve dünyadaki çevresel kirlilikten korunmuş tuzlar, Kaya Tuzlarıdır.
 En ünlüleri belki biraz da renkli olmaları bakımından Pakistan Himalaya Tuzu, Mavi İran Tuzu ve Peru'nun pembe Inka tuzudur. Çankırı, Çorum ve Erzincan Kemah kaynak tuzları da bizim ülkemizde çıkarılan kaya tuzlarıdır.

Bahse konu Himalaya tuzunda sorun, içerdiği element sayılarıyla oranlarının ürün içinde standart ve homojen olmamasıdır. Ayrıca bu tuzlarda vücudumuz için çok gerekli ama diğer besinlerden temin edemeyeceğimiz iyot mineralinin yeterince bulunmaması ama belki de hiç ihtiyacımız olmayan birçok minerali ihtiva etmesi de diğer bir sorundur.

Anlaşıldığı kadarıyla Himalaya isminin, ruhani Himalaya  Keşişlerinin mistisizmi, ulaşılmaz yükseklikteki karlı zirvelerinin temizliği, saflığı gibi kavramlarla özdeşleştirilmiş olmasını tuzu üreten ve pazarlayan uluslararası firmalar akıllıca kullanmaktadırlar. Herhalde pembe renkli tuzun lamba ile odada yaratacağı mistik hava da bununla ilgilidir. Tuzun solunum yollarına iyi geldiği Avrupa'daki beyaz kaya tuzu madenlerinin çalışanları sayesinde anlaşılmıştır. Bugün de Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Almanya'da eski tuz ocaklarında rehabilitasyon odaları kurulmuş ve hizmet vermektedirler. Dolayısıyla pembe bir tuza ihtiyaç olduğu kanaatinde değilim.

Devletler tuzlara iyot katılmasını neredeyse zorunlu kılmışlardır. İyotsuz tuzlar ise iyot alerjisi olan bünyeler için üretilmeye devam edilmektedir. Tıp otoritelerince troid bezlerinin sağlıklı çalışması için vücudumuzun günde ortalama 200 mikrogram kadar iyot mineraline ihtiyacı olduğu söyleniyor. İyot nükleer radyasyonun vücudumuzdan atılmasında etkilidir. Hâlbuki element listesine göre Himalaya tuzunun 1kg.’da yalnızca 100µg iyot olduğu görülüyor.

Ve son olarak, Alman resmi ve gayri resmi kurumlarının incelemelerinde de belirtildiği gibi Himalaya tuzu reklam ve tanıtımlarında haksız rekabet oluşturacak tarzda bilgilerin verilmesi, fiyatlarının çok yüksek olması, haksız kazanç temini ve tüketicinin kandırılması anlamına geliyor.

İşin gastronomi kısmına gelirsek; Konunun uzmanı Gurmeler, tatlarından kristal yani katı haldeki tuzları birbirinden ayırabilmelerine rağmen, aynı tuzlar suda eritildiklerinde bu şanslarını büyük ölçüde yitiriyorlar. Sulu yemeklere karıştırıldığında hemen hiç anlayabilme ihtimalleri kalmıyor. Bunu bilen Avrupalı üreticiler denizden tuzları elde ederken bu kristal yapının oluşma tarzını kontrol ederek lezzet farkları yarattıkları anlaşılıyor. Tabii üretim süreçlerinde türlü yosunlar vs. ile de aromalarını, tatlarını ve renklerini değiştiriyorlar. Buna en güzel örnekler Fransızların Fleur de Sel Grande (Gurmelerin Tuzu), Flor de Sal türleri, İngilizlerin Maldon, İspanyolların İbiza deniz tuzlarıdır.

Deniz kirliliğinden daha önce bahsetmiştik. Ne var ki her firma gerek Atlantik'ten suyu temin ederek gerekse işleme tarzlarıyla bu sorunu aştıkları iddiasındalar. (Bu sitede ileride yayınlanacak tuz çeşitleriyle ilgili yazıda üretim metotlarını da anlamaya çalışacağız).

İyotlu sofra tuzlarının birçoğuysa rafine tuzlardır ve bunların nem almadan akıcı kalmaları için içlerine %1 kadar nem ve topaklanma önleyici sodyum alüminyum silikat (E554) ilave edilir. Bazı üreticiler ise aynı işlev için potasyum ferro siyanid de (E536) kullanabilmektedirler. Rafine tuzların en büyük handikabı budur. Ancak Himalaya tuzunun da 1kg’ında 0,660mg Alüminyum, 0,010mg Siyanür bulunduğunu da listede görüyoruz.

Ayrıca Saf sodyum klorür (NaCl) sağlığa zararlıdır gibi anlamsız ve mesnetsiz iddialar doğru değildir. Çünkü diğer bütün tuzların terkibinde en az %95 civarında saf NaCl bulunur. Sodyum klorür Himalaya tuzunun içinde başka bir elementle bileşik halinde değil karışım halindedir yani saf haldedir. (Bazı firmalar bu oranı veririken yalnızca sodyumun oranını belirterek ticari bir yanıltma yapabilmektedirler). 


Vücudumuzun tuza ve özellikle sodyuma ihtiyacı var. Bilhassa yiyeceklerden alınan potasyumun bedenimizdeki sodyumla belirli bir oran içinde bulunması gerektiği tezi yaygınlaşıyor. Her ikisinin de olması gereken oranlarından birbirine göre fazla olmasının tansiyon sorunlarına yol açtığı söyleniyor. Bünye içinde NaCl ayrı, diğer mineraller ayrı değerlendirilir. Kanımızda ve böbreklerimizde ne oluyorsa her tuzdaki sodyum klorür için durum değişmez, aynı şeyler olur.

(İyi bir tuzda olması gereken ve aldığımız sodyum klorürün miktarını azaltacak unsur diğer tuz minerallerini de içermesidir. Bunlar kalsiyum klorür, magneyum klorür ve potasyum klorürdür. Bunlara iyot başta olmak üzere, demir, çinko, flor elementleri de eşlik etmesi tuzu daha da zenginleştirecektir).

O halde, Himalaya tuzu, Flor de Sal vs. türü pahalı ve özel tuzları ızgara yapılmış beyaz ve kırmızı et ürünleri ile patates kızartmaları ve salatalarda vs. kullanmanın en doğrusu olduğu düşüncesindeyim. Kaldı ki gerçekten bu tip yemeklere çok iyi eşlik ederler ve ağızda küçük lezzet patlamaları yaratırlar. Kişiye kendini özel hissettirirler. Kıymetli ve pahalı bir T-Bone Steak muhakkak bu tip tuzları hakkeder.

Çorbalarda, sulu yemeklerde ve diğer tuzun gerekli olduğu yerlerde iyotlu tuzları tercih ederek iyot ihtiyacımızıkarşılayabiliriz. Diğer minerallere olan ihtiyacımızı ise günde yalnızca 4-5gr civarında almamız öğütlenen (ki bence mevsime ve çalışma koşullarına göre değişir) tuz aracılığıyla gidermeye çalışmak yerine, maden suyu, süt, yumurta, badem, fıstık, ceviz veya kuru üzüm vs. gibi ürünlerden temin etmemizin daha doğru olacaktır kanaatindeyim.

(Eğer örneğin bir tuz çeşidi sadece %95 NaCl, %5 magnezyum klorürden (MgCl2) ibaret olsa bile, 5gr tuzun yalnızca 0,25gr yani 250mg'ı Magnezyum klorürdür ve bunun da 64mg'ı Magnezyum mineraline karşılık gelir. Bırakın diğer bütün mineralleri, bu miktar insanların günlük ortalama 400mg olan Magnezyum ihtiyacının ancak altıda biri anlamına gelir. Aslında sofralık tuza sodyum klorür vs. dışında bir iyot kaynağı olarak bakmak pek yanlış olmaz).

Tabii hiç rafine tuz kullanmak istenmiyorsa, yemeklerde 
kaynak sulardan elde edilen rafine edilmemiş yerli kaya tuzlarını tercih edip, günlük iyot hapı kullanarak da vücudun iyot ihtiyacını karşılamak mümkündür.


Himalaya Tuzu Yaralı mıdır? Blog Yazısına







 



 



 
Ana SayfaEKONOMİSeyahat ve YaşamSanat-Kültür-TarihSPORİşletmede Verimlilikİşletmelerde İSGTEKNİK BİLGİ ve ÇÖZÜMLERHaberler & DuyurularBLOGResim ve KarikatürlerKayıtİletişim