Ana Sayfa

EKONOMİ

Seyahat ve Yaşam

Sanat-Kültür-Tarih

SPOR

İşletmede Verimlilik

İşletmelerde İSG

TEKNİK BİLGİ ve ÇÖZÜMLER

Haberler & Duyurular

BLOG

Resim ve Karikatürler

Kayıt

İletişim
Hoşgeldiniz!
Vize istemeyen ülkeler
İllerin Telefon Kodları
Ülkelerin Telefon Kodları
Almanya Seyahatleri
İsviçre Syahati
Fransa Seyahati
Kahire Seyahati
İsrail Seyahati
Uzak Doğu
Amerika (Chicago)
Fast Food Usulü Patates Kızartması
Çek Cum. Seyahati
İspanya Seyahati
BALIKLARIMIZ
Herşey Mevsiminde
Neden Siyah Çay İçiyoruz
Neden Hindistan Cevizi Tüketiriz
Balığa Limon Sıkmak
Himalaya Tuzunun Faydaları?
Hangi Tuzu Kullanmalı ?
Tuz Çeşitleri Hakkında
Hastane Bölümleri ve Anlamları
İsrail Seyahati

İsrail seyahati : İsrail Pasaport polisi ile başımdan geçen çok ciddi bir sorunu burada sizinle paylaşarak konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.


İsrail seyahatlerinde bilinmesi gereken en önemli konu İsraillilerin güvenlik kontrollerindeki aşırı titiz davranışları için çok sabırlı olunması gerektiğidir.

Bizim kendi havalimanımızdaki "bagaj teslimi ve check-in" işlemi sırasına girerken bile yapılan kontroller insana; bizim havalimanı güvenlik kontrollerine de mi güvenmiyorlar bunlar dedirtiyor.

Ben nispeten eski bir pasaportla İsrail'e gitme gafletinde bulundum. Bildiğiniz gibi pasaportlarda fotoğraflı sayfa bir şeffaf plastikle kaplıdır. Benim bu eski pasaportun şeffaf plastikle kaplı fotoğrafının köşelerinde ince çatlaklar oluşmuş. Ben o pasaportla bir çok ülkeye gittiğim halde hiç bir pasaport kontrol polisi ve ben de bu durumu fark etmemiştik. Ama İsrail sınır polisi bana biraz sert bir ifadeyle bakarak ve yüzünü ekşiterek pasaportu alıp bir başka üst düzey memurun olduğu yere götürdü. Orada üst düzey memur kenarlarında ince çatlaklar oluşan fotoğrafı zorlayarak bir köşesini iyice açtı. Sonra da beni getiren memura bir şeyler söyledi. Tekrar geri geldik, memur giriş damgasını vurdu ve İsrail'e giriş için onay almış oldum. Sevinerek içimden bir oh çektim.

İsrail'de bir hafta kaldık, Tel-Aviv, Netanya, Kudüs ve Kfar Kama'da konakladık. Kudüs'te Hassadal Üniversitesi'ne arkadaşımın Kanser'le ilgili sorunu için gittikten sonra Mescid-ül Aksa, Ağlama Duvarı, David Ben Gurion'un anıt mezarı başta olmak üzere daha bir çok tarihi ve kutsal yerleri ziyaret ettik. Daha sonraki günlerde de önce birlikte ticari işler yapılması düşünülen firmalarla görüşmeler tamamlandıktan sonra bütün İsrail'i gezdik diyebilirim. Bu arada görüşme randevusu alınan firmaların bizim bayrağımızı firmalarının girişlerine kendi bayraklarının yanına asmış olmaları dikkat çekici bir durumdu.

Tel-Aviv'de meydanda bulunan bir kanatlı deve heykelinin hikâyesi ilginçti. Yahudiler, Tel-Aviv şehrini kurmak için bu yere geldiklerinde bir Filistinli çoban'a şehir kurmak için yer aradıklarını bu yerde bir şehrin kurulmasının mümkün olup olmadığını sormuşlar. O da gülerek, "eğer burada şehir kurabilirseniz bu deve de uçar" demiş. Onlar da bugünkü Tel-Aviv'i kurduktan sonra uçan deve heykeli yapıp şehrin meydanına dikmişler.

Netanya, Afula, Nasıra şehirlerinden sonra Galile Gölü'nün batısındaki Tiberya şehrini de gezip Galile gölününe dökülen Ürdün nehrindeki Vaftiz olma yerine gittik. Orası çok yeşil, güzel bir yerdi. Devamında Golan tepelerine çıktık. 90Km uzunluğunda bu tepelerde İsraillilerin yaptıkları tarımsal işler ve savunma sistemleri beni hakikaten etkiledi. Ve hatta içimden; "bu adamlar burasını asla vermezler, verirlerse de İsrail biter" diye düşünmüştüm.

Lübnan, Suriye sınırında Suriye'yi gözleyebilen radarların bulunduğu tepelerin yamaçlarında bir yerlerde Dürzî  çadırında kahve içip sohbet ettik. Savaşın yaşandığı mermi uçaksavar vs. gibi mühimmat izlerinin bulunduğu köyleri gördük, fotoğraf çektik. Buradan Hayfa'ya geçtik. Yolda gördüğüm kadın askerler bana ilginç geldiği için fotoğraf çekmek isteyince izin vermediler.

Yollarda devekuşu, timsah, balık çiftlikleri ve yağmur sularının pompa istasyonlarına kanalize edilerek buradan dev tanklara pompalandığı yerleri gördük. Suyun ne kadar önemli olduğunu ve bizim buna hiç önem vermediğimizi andık.

Osmanlının izlerini gördük. Osmanlılar hac yolu üzerindeki bu yerlere çok önem vermiş. Kervansaraylar yapılmış. Çerkezler buralara yerleştirilerek yol güvenliği sağlanmış. Köyler kurulmuş. Köylere camiler, konaklar ve en önemlisi halen daha su gelmeye devam eden su kanalları ve su sarnıçları yaptırılmış. Buralarda hala Çerkezler yaşamaya devam ediyorlar ve kimliklerini, dillerini, dinlerin
i, örf ve adetlerini hiç kaybetmemişler.

Evet hepsi iyiydi de dönüşte yine gümrük polisinin hakikaten kahredici kötü tavırları bir daha İsrail'e gitmeyeceğim diye kendime söz vermeme neden oldu.

Sorun, benim pasaportumun İsrail giriş gümrüğündeki memurların hırpaladıkları fotoğraf yüzünden daha da büyüdü. İsrail'e giden gelen herkesten duymuşsunuzdur. O kadar bezdirici sorular soruyorlar ki, "ben neden bu ülkeye geldim ki" dedirtiyorlar insana. Ben kendimle ilgili sorgudan geçtikten sonra arkadaşlarımla da ilgili sorgularda tercümanlık yapmaya çalıştım. Üçümüz birlikte olduğumuz halde aynı soruları benim tercümanlığımla tekrar tekrar sordular. Arkadaşımızın Kanser'le ilgili sorunu olduğunu öğrenince onu bir yere oturtma nezaketini gösterdiler ve onu fazla sıkıştırmadılar. 35 - 40 dakika falan olmuştu ve hakikaten yoruldum. Diğer arkadaşım da çok sinirlendi. Uçağı kaçıracağımızı söyledik ama nafile. Valizlerimizdeki her kağıt parçasına kadar tek tek "inceleme" yaptılar. Artık 1 saate yaklaşmıştı bu sorgu süresi. Ben terliklerim de dahil şüphe duydukları her şeyi ve bilhassa İsrail'den yanımıza aldığımız kitap, broşür, harita, hediyelik eşya, firmalardan aldığımız numuneleri, kişisel bakım ürünlerini (diş macunu, şampuan vs.), kalem, mendil, pil, kartvizitler, her kontrol edilen malzemeyi nazikçe çöp tenekesine bıraktım. Yine de X-Ray cihazlarından bir iki kez daha geçmek zorunda kaldık.

Bu arada pasaporttaki fotoğrafın bir cımbız kullanılarak kendi gümrük memurları tarafından tahrif edildiğini defalarca anlatmak zorunda kaldım. Onlar da defalarca mercek ve ışık altında incelediler.

Evet, biz bu takınılan tutum nedeniyle belki yüzümüzü ekşitip, isteksizce aynı sorulara defalarca cevap verdikçe onlar da işi uzattılar. Bize yapılan bu muameleyi haksız buluyorduk, çünkü bırakın kötü bir eylem için orada bulunmayı, en küçük bir olumsuz düşünce bile kafamızda yoktu bu ülke için.

İsrail'e gidecekseniz çelik gibi sinirlere, iradeye ve yepyeni kusursuz bir pasaporta sahip olun derim.
Plastik hiç birşey götürmeyin, getirmeyin. Kitap, katalog almayın. Hatta hiç bir kâğıt parçası almayın. Kimlerle görüştüyseniz isimlerini kaydedin. Girdiğiniz dükkân, işyeri, görüştüğünüz şahıslar hakkında bilgi notları tutun. Zaten Filistinli, Arap birisiyle hiç görüşmeyin. Hediyelik eşya pek yok gibi ama siz yine de almayın.

Aslında çok ama çok zorunlu olmadıkça İsrail'e gitmeyin.










 
Ana SayfaEKONOMİSeyahat ve YaşamSanat-Kültür-TarihSPORİşletmede Verimlilikİşletmelerde İSGTEKNİK BİLGİ ve ÇÖZÜMLERHaberler & DuyurularBLOGResim ve KarikatürlerKayıtİletişim