Ana Sayfa

EKONOMİ

Seyahat ve Yaşam

Sanat-Kültür-Tarih

SPOR

İşletmede Verimlilik

İşletmelerde İSG

TEKNİK BİLGİ ve ÇÖZÜMLER

Haberler & Duyurular

BLOG

Resim ve Karikatürler

Kayıt

İletişim
Hoşgeldiniz!
Vize istemeyen ülkeler
İllerin Telefon Kodları
Ülkelerin Telefon Kodları
Almanya Seyahatleri
İsviçre Syahati
Fransa Seyahati
Kahire Seyahati
İsrail Seyahati
Uzak Doğu
Amerika (Chicago)
Fast Food Usulü Patates Kızartması
Çek Cum. Seyahati
İspanya Seyahati
BALIKLARIMIZ
Herşey Mevsiminde
Neden Siyah Çay İçiyoruz
Neden Hindistan Cevizi Tüketiriz
Balığa Limon Sıkmak
Himalaya Tuzunun Faydaları?
Hangi Tuzu Kullanmalı ?
Tuz Çeşitleri Hakkında
Hastane Bölümleri ve Anlamları
Çek Cum. Seyahati

Çek Cumhuriyeti Kromerij (Kroměříž) ve Prag (Praha) seyahatleri;

Çek Cumhuriyeti’ne üç kez gittim. Bu seyahatlerin aslında tümü nadir bulunabilecek 5 silindirli bir PVC hattının önce gidilip incelenmesi (bir kez) ve satın alınma kararından sonraysa demontajı için (iki kez) gerçekleşmiş oldu.

Üretim hattının satın alındığı firmanın eski müdürlerinden birisi olan ve alım satımına aracılık eden Mr. Vondracek bize her konuda yardımcı oldular.

Kromerij’e her seferinde Avusturya Viyana Schwechat Havalimanı üzerinden gidip geldim. Bunun nedeni Viyana-Kromerij arasında AB kaynaklarıyla yapılmış Slovakya’dan geçen iyi bir otoban bulunması, Prag-Kromerij yolunda yoğun bir trafiğin olması ve dolayısıyla bizi karşılayanların otobanı kullanma ısrarıydı. Daha sonra kiraladığım araçla her iki yolda da yaptığım seyahatlerde bunun haklı bir istek olduğunu anladım.
Hemen burada şunu belirteyim, AB üyesi ülkelere giriş yaptığınız tarihten itibaren 1 ay süreyle ülkemizden aldığımız ehliyetimizle otomobil kullanabiliyoruz. Otomobil kiralarken ehliyetiniz ve pasaportunuz isteniyor ve fotokopileri çekiliyor. Kredi kartınızda belirli bir miktar depozit olarak bloke ediliyor. Eğer o ülkede bu konuda bir sorun varsa zaten size araba kiralanmayacaktır.

Çek Cumhuriyeti ve eski ortağı Slovakya Avrupa Birliğinin üyeleri olmuşlar ve Viyana’dan Kromerij’e kadar eski sınır noktalarında biraz yavaşlamanın dışında herhangi bir pasaport kontrolü olmaksızın geçiyorsunuz. Ki daha önce geçtiğim Hollanda Almanya, Fransa Belçika sınırı vs. gibi. Ancak Slovakya’da Euro’ya geçildiği için artık Avrupa gibi pahalı bir yer olmuş. Bunu yolda durduğum yerlerde ve yine uğradığım Bratislava’da fark etmemek mümkün değildi. Çek’ler bu konuda daha doğru davranarak kendi para birimleri Kron’da kalmışlar. Bu da onları Avrupalılar başta olmak üzere bizim gibi ülkelerin turizm destinasyonu yapmış. Ayrıca ekonomi olarak da Slovakya kötü durumdayken Çek’ler yatırım çeken daha cazip bir yer.

Çek’lerin iyi eğitimli bir nüfusa sahip olduğunu çok önceleri dört-beş yıl süreyle çalıştığım İsviçreli firmanın daha sonra Çek Mühendislerle çalışmaya başlaması sebebiyle biliyordum. Çekoslavakya’nın İsviçre’ye daha yakın olması, çalışma ücretlerinin ve fiyatların çok düşük olması ve hem de Çek Devletinin sunduğu yatırım kolaylıkları nedeniyle o zamanlar İsviçre Firması onları tercih etmişti. Şimdi ben de bu ülkedeydim.

Evet, bundan dolayı bu ülkeye turizm yönünden daha çok ekonomik ve teknolojik durumu açısından baktım diyebilirim.

Türkiye’nin 10’da biri yüzölçümüne ve yaklaşık 11 milyon nüfusa sahip ve Doğu Bloğunda Rusya’nın egemenliği altında 41 yıl boyunca kalan Çek Cumhuriyeti’nin küçük ama spor da dâhil birçok sahada ciddi başarıları olan bir ülke olduğunu bu seyahatlerimle birlikte daha iyi görmeye başladım.

Ben oradayken devam etmekte olan 2012 yılı Dünya Buz Hokeyi 76. Şampiyonasında ev sahibi Finlandiya’yı 3-2 yenerek bronz madalyanın sahibi oldular.

Hem bayanlar hem erkekler tenis dünya klasmanlarında birçok başarılı sporcuları var. Bunlardan bayanlarda Petra Kvitova, erkeklerde Thomas Berdych dünya sıralamalarında ilk 10 içinde yer alan en ünlüleri.

Futbolda 2014 Mart ayı itibariyle Çek’ler 31. Sırada, biz 42. Sıradayız.

Dünya Olimpiyat toplam madalya sıralamasında 27. sıradalar biz ise 36.’yız.

Kişi başına düşen milli hâsıla sıralamasında Çekler 27,062.-USD ile 35. sırada iken biz 18,340.- USD ile 54. sıradayız.

Çek’lerin 2006 yılından bu yana artık dış ticaret açığı kalmadığı gibi pozitife geçmişler. Yani dış satımları, dış alımlarından daha fazla.

İyi kötü dünya markaları yaratabilmişler. Bunlardan bazılarını hepimiz duymuşuzdur. En ünlüsü Skoda. Skoda yalnız bir otomobil firması diye düşünüyorsanız yanılırsınız. Skoda Power Türkiye'de birçok enerji yatırımında yer alıyor. Zentiva ilaç bir diğer tanındığımız Çek firması. TOS torna tezgâhları ülkemizde iyi bilinen bir tezgâh markası. CEZ grup elektrik üretiminde Avrupa’nın ilk on firması arasında yer alıyormuş. CEZ firmasının Türkiye'de Akenerji ile ortak yatırımları var. Jawa motosiklet’i eskiler iyi bilirler. O da bir Çek firması. Makine ve silindir imalatında Buzuluk tanınmış firmalardan birisi.

Daha da ilginci birçoğumuz bira’nın ana vatanını Almanya diye biliriz ama öyle değil. Çek Cumhuriyeti dünyanın ilk birasının üretildiği ve ayrıca dünyanın en iyi biralarının üretildiği yermiş. Üstelik bira hâlihazırda bugün de Çek ekonomisinde çok önemli bir yer tutuyor. Dünyada kişi başına en fazla birayı Çek vatandaşları tüketiyorlar. Bu yüzden anlatılan hikâyeyi aktarayım istiyorum; 

Bugün için biranın bir çeşidi olan Pilsen, Plzeň (Pilsen) şehrinden dolayı ismini almış. Plizen şehri 1307 yılından beri bira mayalanan yer olduğunu kanıtlamış. Ancak 1839 yılına kadar üretilen biraların kalitesinden genelde pek kimse memnun değilmiş. Çekler bir araya gelip bütün bilgi ve becerilerini birleştirerek daha iyi bira yapmak için uğraşmaya karar vermişler. Martin Stelzer adında genç bir mimar bir “Kasaba Bira Fabrikası” kuracağını ilan etmiş ve Bugün Almanya’nın bir eyaleti olan Bavyera’dan, bira mayalama ustası Bavyera’lı Josef Grol’u bu büyük mücadelede kendilerine yardımcı olması için çağırmış. Gayretli ve tutkulu çalışmalar sonucunda 10 Kasım 1842 yılında ilk Pilsener biranın üretimi gerçekleştirilmiş.

Amerikan Budweiser bira markasının da aslında bir Çek bira markasının taklidi olduğunu biliyor muydunuz? Amerikalı Budweiser’a karşı açılan isim hakkı davasını Çek firma kazanmış. Artık bunun bir Çek firma ismi olduğu tescillenmiş. Kaldı ki Budweiser aslında České Budějovice (Budweis) şehrinin isminden geliyor. Budweis’lı gibi yani. Çek Cumhuriyetindeki asıl firmanın adıysa “Budweiser Budvar”. 1795’de kurulan ve Almanca konuşan bir aileye ait olan bu firmanın ürettiği biralar da zamanla iyileştirilmiş ve 1800’lü yıllarda Amerika’da Pilsen gibi çok tutulup içilmeye başlanmış. 1907’den itibaren Amerikan girişimci “Anheuser Busch” (bir Alman) tarafından yalnız Budweiser adıyla Amerika’da üretimi gerçekleştirilmiş ve bugünkü dev bira markası olmuş.

Dünyaca tanınmış ünlü Yahudi asıllı Çek yazar Franz Kafka’nın annesi de zengin bir bira imalatçısının kızıymış. Ailesinde almanca konuşulduğu için Kafka bütün eserlerini almanca olarak yazmış.
Evet, bira hikâyeleri buraya kadar.
Edebiyata değinmişken günümüzde kullanılan “Robot” kelimesinin de bir Çek yazar olan Karel Čapek'in 1920 yılında yazdığı R.U.R. - Rossum's Universal Robots adlı eserinde ilk kez kullandığını belirtmek isterim. Slav dillerindeki çalışmak yani “rabota” fiilinden türetilmiş bu kelime daha sonraları Rus yazar Isaac Asimov tarafından da benimsenmiş ve zamanla da bütün dünyada yaygınlaşmış.

Çeklerin “160 yıllık” olduğunu iddia ettikleri bir demiryolu ağı gelenekleri var ve 2010 yılı itibariyle 9,620km toplam demiryolu uzunluğuna sahip Çek’ler İsviçre’yle birlikte dünyanın en yoğun demiryolu ağına sahipmiş. Hemen her yere demiryoluyla ulaşmak mümkün gibi ve lokomotiflerini, vagonlarını kendileri üretiyorlar. O da aslında bir Skoda alt yapısı. 237km hıza kadar çıkabilen trenleri mevcut ve Avrupa demiryolu ağına da çoktan ve başarıyla entegre olmuşlar.


Firmamızda imalatını bizim yapmış olduğumuz bir PVC Kalander hattının hadde silindirleri için büyük güçlü asenkron motorları sipariş ettiğimizde öğrenmiştik ki Siemens bütün AC asenkron motorlarının üretimini bu ülkede gerçekleştiriyor. Ama işin güzel yanı motorlarda bizim ORS marka rulmanlarımızı tercih ediyorlar.

Gelelim gezilecek görülecek yerlere. Kaldığımız Kromerij şehri ve çevresi de diğer şehirler gibi AB yardımlarıyla restore edilmiş ve birçok otel teşviklerden faydalanarak yenilenmiş veya yeni açılmış.


Kromerij kenti Moravya’nın en güzel kasabası ve Moravya kültürünün tarihi merkezi. Moravyalılar kendilerini Çek halkından biraz daha farklı bir yere koyuyorlar. Çek halkı 874 yılında Büyük Moravya Prensliğinden bağımsızlığını elde ederek Bohemya Devletini kurmuş. Belki de nedeni buraya dayanıyordur.
Bohemya ise 16. yüzyıldan itibaren önce Habsburgların daha sonraları Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun bir parçası haline gelmiş. Avusturya-Macaristan I.Dünya savaşından sonra dağılınca, Bohemya, Moravya, Slovakya,Silezya ve Karpat Rutenya birleşerek Çekoslavakya'yı kurmuşlar.


Kromorij’de görülmesi gereken yerlerin başında Kromerij Şatosu geliyor. 13. yy.’da Schauenberg Piskoposu Bruno (1245-1281) günümüzde sarayın bulunduğu yere Gotik tarzda bir kale inşa ettirmiş. Piskoposluğun bütün yönetimini buraya toplamış.
Kale daha sonra Stanislaus Thurzo’nun (1496-1554) piskoposluğu döneminde Rönesans Sarayı’na dönüştürülmüş. Ama 30 yıl savaşları saraya ızdırap olmuş. 1643’de Kromerij’i General Torstenson kumandasındaki İsveç askerleri fethedilip yakıp yıkmışlar.

Lichtestein-Castelkorno Piskoposu Karl (1665-1694) tarafından aynı konuma imparatorluk mahkeme binasını inşa eden mimarlara (F. Luchese ve G.P. Tencalla) bugünkü formuna yakın bir şato yaptırılmış. 1752 yılında Kromerij’de meydana gelen kasaba yangınında onlarca binayla birlikte sarayın içinde ve bilhassa 2. Katında her şey yanıp yıkılmış. 1848-1849’da Başpiskopos’un şatosu bu kez Avusturya Halkı Kurucu İmparatorluk Meclisi’ne ev sahipliği yapmış.

20. Yy.’da en büyük revizyon 2. Dünya Savaşının son gününde Alman Kuvvetleri tarafından yıkılan kulenin tekrar inşa edilmesiyle yapılmış oluyor. 1998 yılında şato ve bahçesi UNESO’nun dünya tarihi mirasları listesine ve koruması altına alınmış.

Evet, otel müdürümüzün özel ilgisi sayesinde bu şato’da düzenlenen büyük bir moda defilesine en ön sıralarda izleyici olarak iştirak etme şansımız oldu. Bu şatonun bahçesi de en az içi kadar görülmeye değer. Bahçe’de küçük çaplı da olsa bir hayvanat bahçesi mevcut. Bahçe derken 64 hektarlık bir araziden bahsediyoruz. İçerisinde bir çok binaların, suni göletçiklerin, köprü ve yolların, ulu ağaçların olduğu büyük bir arazi.


Bahçe deyince Kromerij’in ayrıca bir (Libosad) “Çiçek Bahçesi” var. Avrupa’daki sayılı bahçelerden birisiymiş burası. 1665-1675 yılları arasında imparatorluk mimarı Giovanni Pietro Tencalla tarafından dizayn edilmiş. Kimileri geç İtalyan
Rönesans bahçeleri stilinde olduğu söylese de Klasik Fransız Barok biçimi (Versaille Sarayı stili) olduğunda birleşenler de varmış. 19. ve 20. Yüzyıllarda kalitesi onaylanmış iki önemli mimar tarafından değişimler uygulanmış.

Kromerij ve çevresinde görülmesi gereken kilise ve devlet binaları var. Bunları teferruatlı anlatmayı gereksiz buluyorum ama Kromerij Müzesinin gezilmesi gerekir.

Kromerij’in yani dolayısıyla Moravyalıların güzel yemekleri var. Bilhassa Ostarna Otel’de en iyisini yediğimiz, tarihi Çek sebzeli, kuru üzümlü, ekmek köfteli, ördek göğsü diye tanımlayabileceğim geleneksel yemeği denenmeli.
Almancası;
Entenbrust auf Rosinen mit dem alttschechischem Kraut, Semmelknödel und Gnocchi
İngilizcesi;
Duck breast with raisins with the old czhech art cabbage, bread dumplings and gnocchi
Tabii, ismini bilemediğim ama orada bize önerilerek yediğimiz başka güzel yemekler de oldu. Ama çoğu tavuk ve ördek ağırlıklı. Sığır eti yemeklerini yanımızda Çek bir arkadaşımız olursa sipariş edebildik.

Üstteki resimde yine başka bir nefis Kromerij yemek örneği görülüyor.

Ama ille de Türk yemekleri isterim derseniz Kromerij’de de Suriyelilerin çalıştırdığı bir dönerci mevcut. Bizim ülkemizdeki dönerlerle Avrupa’dakiler arasında bir lezzet farkı var ve bana göre onlar da kendilerine has tatlarıyla gayet enfes oluyor.

Tabii Çek Cumhuriyetine gidilip de başkent Prag’a gitmemek olmazdı. Amacım Prag’ın tanıtımını yapmak olmadığından burada Prag hakkında uzun bir anlatım yapmak istemiyorum. Bu hususta internette fazlasıyla bilgiye ulaşılabilir. Ben dikkat edilmesi gereken birkaç şey üzerinde duracağım.


Prag'ın Çekçe karşılığı Praha ya da Praga, Çekçede eşik, kapı eşiği anlamına geliyormuş ama bir çok rivayet olmasına rağmen, neden böyle bir isim takıldığını kimse net olarak açıklıyamıyormuş. En akla yatkın olanı kazılarda bulunan ve üzerinde un kavrulan tarihi kil tabletlere  praga veya eski Çekçede prha dendiği rivayeti.

Prag etkileyici bir orta Avrupa şehri. Vltava nehrinin iki yakasında kurulan şehrin mimari yapılaşma tarzı ve yeşil görünümü hakikaten büyüleyici. İnsan bizde de nehirler köprüler var ama neden böyle etkileyici görünmüyor demekten kendini alamıyor.


Prag bu nedenle bir turizm şehri. Ancak bu durum halkın bunu kanıksamasına neden olmuş ki turistlere fiyatlar konusunda haksızlıklar görülebiliyor.
Özellikle bizdekine benzer döviz büroları para değiştirme işlemi sırasında farklı bir takım işlemlerle turistlere haksız uygulamalar yapabiliyorlar. Benim başıma gelen bir örnek, işlem komisyonu adı altında çok ciddi bir rakamın kesilerek geri kalan meblağın verilmesiydi. Tatil günlerinde bankalar kapalı olduğu için kur değerini kendi lehlerine abartılı şekilde uyguluyorlar. Bir de göze çarpmayan bir yere bu komisyon alınacağını bildiren bir kağıt tutuşturuyorlar. Tabii bunu fark etmezseniz benim gibi bir sürprizle karşılaşıyorsunuz. Vazgeçmek isterseniz size resmi işlem makbuzunu gösterip mümkün olamayacağını nazik olmayan tavır ve ses tonlarıyla belirtiyorlar.
Bana ayrıca verilen paralara da dikkat etmem gerektiği söylenmişti. Macar banknotlarının Çek paralarına çok benzediğini ve bunun da bazıları tarafından kötüye kullanıldığı anlatılmıştı. Yine bazı işyerlerinde çok yüksek kur değeri teklif edenlerin olabileceği ve bunlara da dikkat etmemizi tembihlemişlerdi. Ben de sizlere bu konularda dikkatli olmanızı öneririm.
Alışverişlerinizde, fiyat hususlarında her zaman dikkat etmekte yarar görüyorum. (Halbuki Kromerij’de hiç böyle bir endişelere kapılmamıştık).

Şehri tam anlamıyla gezmek için en az üç güne ihtiyaç var denebilir. Üstü açık turist otobüsleriyle turlar alabilirsiniz ama Türkçe olanları özellikle sorun. Bazı saatlerde Türkçe olan tur olmayabiliyor. Ve bir de büyük tur almayı tercih edin.  Aksi halde hem daha az yer gezer hem de durulan yerlerde çok kısa süre bekleme yapılacağından yeterince bilgi ve fotoğraf elde edemezsiniz.


Einstein 1911-12'de bir buçuk yıl kadar Prag’da öğretim görevlisi olarak çalışmış. Düşünüyorum da 2. Dünya savaşında Almanya’dan ülkemize gelen Yahudi asıllı öğretim görevlilerinden kendi Üniversitelerinde görev yapanlar varsa ve hele bir de bunlardan ders alma şansını yakalamışlarsa o büyüklerimiz mesleki alanda başka bir eda ile konuşurlar. Bir de Einstein’dan ders alsalardı yanmıştık hani. 
:-)


Ama mesele bu kadar basit değil. Prag’daki Astronomik Saat diye tabir edilen yapı 1364’te bitirilmiş. Saat mekanizmanın imalat başlangıç yılı ise 1410. Yanlarındaki hareketli heykelciklerin yapım tarihleri 1419.
2. Dünya savaşında Prag fazla zarar görmediğinden gezerken gördüğünüz bir çok yapı gerçek tarihi eser.
Prag Kale Kompleks'i diyebileceğimiz yapının tarihi 9.yüzyıla dayanıyor ve hala Çek Devletinin hizmetinde kullanılyor. Dünyanın en büyük Kalesi olarak Guiness rekorlar kitabında yerini almış.
Charles Köprüsü 1345 ile 1393'lü yıllarda yapılmış, Köprünün kulesi ise 1380'de tamamlanmış.
Yani kısaca bir ülkede altyapı olmalı. Ama her konuda, hem teorik hem pratik alanda sağlam bir altyapı. (Sitede yer alan "Sanayi Devrimini Yaşamak ya da Yaşamamak" adlı yazımı okumanızı öneririm).
Bence buraları gezerken bu durumları göz önünde bulundurulmalı. Yani oralarda mimaride, inşaat tekniğinde, metal işlemede ve mekanikte hangi yıllarda neler yapılabilmiş inceleyip bunları bizim tarihi eserlerimizle kıyaslamalıyız diye düşünüyorum.




Bu arada zamanınız olursa Prag’a gelmişken Atatürk’ün 1918 yılında böbrek rahatsızlığının tedavisi amacıyla Viyana’dan sonra gelmiş olduğu Karloy Vary (Charles’ın Banyosu)’ye de gidilebilir. Ben gidemedim ama sağlıkla da ilgili bir ihtiyacınız varsa seyahat 2 - 2,5 saat sürüyormuş, gitmekte fayda var. Atatürk’ün kaldığı oda ve anı defterindeki yazısı muhafaza ediliyormuş. E tabii yine güzel bir turizm uygulaması ama gitmişken neden görülmesin derim.


 

 
 


 
Ana SayfaEKONOMİSeyahat ve YaşamSanat-Kültür-TarihSPORİşletmede Verimlilikİşletmelerde İSGTEKNİK BİLGİ ve ÇÖZÜMLERHaberler & DuyurularBLOGResim ve KarikatürlerKayıtİletişim